Programlarımız
Programlarımız
Eğitim felsefesini benimsediğimiz Maria Montessori hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki yazıları mutlaka okuyun.
Maria Montessori kimdir?
Maria Montessori 1870 yılında bir İtalyan kasabası olan ;Chiaravalle’de doğdu. On iki yaşındayken ailesi Roma’ya taşındı. Kendi isteği üzerine erkeklerin devam ettiği bir teknik okula gitti. Bu okulda okurken biyoloji onun tutkusu haline geldi. Maria bu tutku nedeniyle tıp okumaya karar verdi ve birçok zorluğun üstesinden gelerek 1896’da İtalya’nın ilk kadın doktoru oldu.
Maria Montessori mezuniyeti ertesinde psikiyatri kliniğinde çalışmaya başladı ve zihinsel özürlü çocukların eğitimiyle ilgilendi. Eğitimin bu çocuklar üzerinde etkisini inceleme fırsatı buldu. Montessori tamamen boş bir odada, tutunabilecekleri herhangi bir şeyin bulunmadığı bir çevrede, zihinsel engelli çocukların yerdeki ekmek kırıntılarını sıraya dizerken sakinleştiğini gördü. Sıra dışı bir gözlem ve değerlendirme yeteneğine sahip olan Montessori bu olayı kimsenin düşünmediği gibi anlamlandırdı. Ona göre çocuklar çevrelerini öğrenmeye yönelik içgüdüsel bir arzu taşıyorlardı. Maria Montessori bu çocuklarla çalışmaya başladı ve onları ulusal bir sınava hazırladı. Bu sınavda zihinsel engelli çocuklar yaşıtlarıyla aynı ölçüde başarı gösterdi. Bu sonuç Montessori’nin tüm Avrupa’da tanınmasını sağladı.
1901 yılında Maria Montessori tekrar üniversiteye dönerek psikoloji ve felsefe okumaya başladı. 1904’te Roma Üniversitesi’nden antropoloji profesörü oldu.
Psikiyatri kliniğinde yaptığı gözlemler ve üniversite çalışmaları Montessori’nin zihninde yeni bir çocuk anlayışı şekillendirmeye başlamıştı. Bu anlayış çağının çok ötesinde bir ön görüye sahipti.
Roma’nın San Lorenzo mahallesinde 1906’da 60 çocuğun anne babaları işteyken bakılması amaçlı kurulan okulda çalışmayı kabul etmesinin tek nedeni geliştirmekte olduğu eğitim yönteminin etkisini birebir gözlemleme arzusuydu. Bu uğurda tıbbi çalışmalarını ve üniversitedeki geleceğini terk ediyordu. 1906 yılında Çocukların Yuvası’nın (Casa dei Bambini) açılışında küçük bir tören düzenlendi. Bu törende Maria Montessori yanındaki arkadaşına şöyle söylemekteydi “Bugün bu okulun açılışı pek fazla insanın ilgisini çekmiyor ama yakın zamanda çok kişinin ilgisi bu küçük okulda olacak.” Maria Montessori haklı çıktı çünkü dünyanın pek çok yerinden ziyaretçiler bu okulu görmeye geldiler.
Maria Montessori Amerika Birleşik Devletlerini ilk kez 1913’te ziyaret etti. Aynı yıl Alexander Graham Bell ve eşi Mabel, Montessori Eğitim Derneğini Washington’daki evlerinde kurdular. Montessori Yöntemini destekleyen diğer önemli kişiler arasında Thomas Alva Edison ve Helen Keller da vardı.
Maria Montessori, 1915’te San Francisco’da Panama-Pasifik Uluslararası Sergisi’ne fotoğrafta görülen camdan sınıfla katıldı. Sergiyi gezenler çocukların dikkatini dağıtamamıştı ve çocuklar çalışmaya devam etmişlerdi, bu alışılmadık durum büyük ses getirdi. Bu ikinci Amerika ziyaretinde, Montessori öğretmenler için eğitimler düzenlemiş ve Ulusal Eğitim Derneği ve Uluslararası Okulöncesi Derneklerinin yıllık toplantılarına katılarak konuşmalar yapmıştı. Montessori’yi Amerika’ya davet eden kurulda dönemin Amerikan Başkanı Woodrow Wilson’ın kızı Marget Wilson’da bulunmaktaydı.
İspanyol Hükümeti 1917’de Maria Montessori’yi bir araştırma enstitüsü kurmak için davet etti. 1919’da Londra’da bir dizi öğretmen eğitimi dersini yönetti. 1922’de kendi ülkesi İtalya’da eğitim müfettişliği yapmaya başladı, fakat Mussolini’nin faşist yönetimine karşı olduğundan 1934 yılında İtalya’yı terk etmesi gerekti. 1936 yılına kadar İspanya’da kaldı. İspanyol iç savaşı çıkınca bir İngiliz kruvazörü tarafından kurtarıldı. 1938’de Hollanda’da Laden’de Montessori Öğretmen Eğitim Merkezini açtı. 1939’da Hindistan’da Londra’da olduğu gibi öğretmen eğitimi hakkında bir dizi ders verdi.
Maria Montessori hayatı boyunca birçok savaş gördü, bu etki onu eğitim yöntemini insanlık için barışın temel alındığı bir eğitim olarak biçimlendirmeye yönlendirdi. Barış adına yaptığı çalışmalar nedeniyle 1949, 1950 ve 1951 yıllarında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.
Maria Montessori 1952’de Noordwjik Hollanda’da hayata veda etti. Ogün çocuklar, belki de bu dünya’da kendilerini en iyi anlamış olan yetişkini kaybettiler.
Montessori Eğitimi
Maria Montessori
İtalya’nın ilk kadın doktoru, pedagog ve antropoloji profesörü Maria Montessori (1870-1952) yüzyılın başlarında her bir çocuğun bireyselliğine azami ölçüde uyan bir pedagoji geliştirir.
Bu, çocuğun bireysel becerilerine ve ilgi alanlarına, bireysel öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagojidir.
1899’da Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okulunda yöneticiliği sırasında zihinsel eksikliğin sıklıkla pedagojik bir problem olduğuna hüküm verir.
Zihinsel engellilerin eğitimi konusunda aradığı bilgileri Itard ve Séguin’in çalışmalarında bulur ve bu yöntemleri temel alarak kendi yöntemini geliştirir. Eğittiği bir grup engelli çocuk devlet yeterlilik sınavlarında normallere yakın bir başarı gösterir.
Herkes bu başarıdan dolayı mutludur, ancak Dr. Montessori bundan o kadar etkilenir ki zekâ seviyeleri normal olan sağlıklı çocukların nasıl olup da engelli çocuklarla karıştırılacak kadar istikrarsız olabileceklerini anlamaya çalışır.
6.Ocak.1907 Montessori ilk çocuk evini kurar: Casa dei Bambini
Maria Montessori 1907 yılında ilk çocukevi “Casa dei Bambini”de engelli olmayan çocuklarla çalışmalarında yaptığı gözlemlerde çocukların nelerden hoşlandıklarını ve nelerden hoşlanmadıklarını saptar.
Maria Montessori çocukların;
- ödüllerden
- cezalardan
- yetişkin tarafından programlanmış eğitimden
- oyuncaklardan
- şekerlemelerden
- öğretmen masasından
- toplu derslerden
hoşlanmadıklarını,
- özgür seçimden,
- hatalarını kendilerinin denetiminden,
- hareket etmekten,
- sessizlikten,
- sosyal ilişkilerini kendileri tarafından kurulmasından,
- çevrenin düzenli ve temiz olmasından,
- özgür faaliyete dayalı bir disiplinden,
- kitapsız okuma ve yazmadan
- alıştırmaların tekrarından,
hoşlandıklarını gözlemledi.
Eğitim sistemini çocuktan yola çıkarak kurdu.
Bu, başka eğitim sistemleriyle karşılaştırıldığında çocuklara sağlanan olanaklar sayesinde, kendi seçimlerinin eğitimcinin onları isteklendirmesinin yerine geçtiği kendi eylemleri sonucu hataların denetlenebildiği bir eğitim sistemidir.
Montessori eğitimi temelde kişiliğin oluşumu üzerinde durmaktadır.
Maria Montessori bunu açıkça şu şekilde ifade etmektedir: “Eğitimde metot değil, insan kişiliği göz önüne alınmalıdır.”
- Çocuk, özeldir, tektir.
- Kendine has bir varlıktır.
- Çocuk etrafındaki maddesel dünyayı absorbe eder, gelecekte yetiştireceği kişi modelini biçimlendirir.
- “Çocuk, insanların mimarıdır.” Bu mimarlar farkında olmadan içlerindeki inşa planına uyarak kendi ritimleri doğrultusunda kendilerini geliştirmeye çalışırlar.
- Bu gelişime yetişkinler etki edemezler çünkü onlar inşa planını bilmemektedirler. Ancak, bir yetişkinin zamansız müdahalesi ya bu inşa planını tahrip edebilir ya da yanlış bir yöne yönlendirebilir.
- Montessori Eğitiminin temel taşlarından birisi hazırlanmış çevredir. Çocuklar hazırlanmış çevredeki Montessori materyallerinden, bireysel ilgi ve eğilimine göre bağımsız olarak seçim yaparlar.
- Montessori okullarında çocuklar, istedikleri materyalle, istedikleri zaman, istedikleri yerde calışırlar.
- Çocuklara istedikleri kadar tekrar etme imkanı sunulur. Erken öğrenen yeni bir çalışmaya geçebilecektir, çünkü öğrenmede herkesin farklı bir ritmi vardır.
- Materyallerdeki hata kontrolü çocuğun kendi hatasını bulmasıyla gerçekleşir. Başka birinden uyarıya, onaya ve düzeltmeye gerek kalmaz. Kendi kendisini düzeltmesine olanak sağlar. Böylece yetişkinden bağımsızlaşmak doğal olarak gerçekleşir.
Çocuğun güçlü bir karakterde yetişmesini sağlamak için “bir bakıma fiziksel ve ruhsal bir hijyene” ihtiyaç vardır. Bu durumda yetişkinlerin görevi çocuğun içindeki yeteneği ve gizil gücü uyandırmak ve onları gelişim sürecinde desteklemektir.
Montessori okullarında çocuklar, istedikleri materyalle, istedikleri zaman, istedikleri yerde calışırlar. Dolayısıyla Montessori yönteminin özü, çocuğa önceden hazırlanmış bir çevrede kendi kendini geliştirebileceği şekilde hareket ve faaliyet özgürlüğü tanımayı amaçlayan, kendi kendine oluşan ve gelişen bir yöntem ve sistem anlayışıdır.
“Çocuğa hazırlanmış bir çevrede, çocuğun kişiliğini oluşturması için özgürlük tanıyan, kişiliğinin gelişim sürecini destekleyen, çocuğun kendi onuru içerisinde bireyselleşmesi ve sosyalleşmesini ciddiye alan, bireye özgü adil bir eğitimdir.
5 Eğitim Alanı
Çocuğu çalıştım. Çocuğun bana verdiklerini aldım ve onları ifade ettim.
Maria Montessori
Maria Montessori’nin tasarladığı ve geliştirdiği Montessori Eğitim Yaklaşımı bilimsel bir yaklaşımdır ve çocuğu doğduğu andan itibaren bilinçdışı eğitimi amaçlar. Montessori, her bireyin farklı öğrenme görüşü ve tekniği olduğunu savunan bir sistemdir ve bireysel şekilde ilerler. Çocuğun kişilik ve öz denetim becerisinin gelişimini destekleyerek çocuğun kendi kararlarını vermesini ve başkasının verdiği kararlara saygı duymasını hedefler. Bu davranış ile çocuğun sabırlı olma, başkalarının haklarına saygı gösterme gibi durumları gelişir. Maria Montessori, çocuğun 0-6 yaş dönemini emici zihin olarak adlandırır. Bu dönemde çocuğa eğitim olarak ne verilirse çocuk zihni tıpkı süngerin suyu çekmesi gibi emer. Bilinçdışında var olan bilgi ilerleyen dönemlerde karşısına çıktığında kısa sürede bilgiyi hatırlayarak öğrenme süresini olumlu yönde etkilemektedir. Her durumun beyinlerine kodlandığını ileri sürerek ‘Çocuk bu anlamaz’ demek yerine doğduğu andan itibaren çocuğa gereken açıklamanın yapılmasını istemiştir. Çocuğun bir onuru olduğunu savunarak onun başarabilmesine destek olunup yapabileceği bir işi onun yerine yapılmamasını önermiştir. Montessori Eğitim Yaklaşımı beş alan üzerinde durur. Günlük Yaşam, Duyu, Matematik, Kozmik ve Dil alanıdır.
Günlük Yaşam
Montessori Eğitiminde “Günlük Yaşam Becerileri” çalışmaları; çocuğun bağımsızlaşmasını ve kendi işini başarmasını sağlar. Erken yaşta tattırılan başarma duygusu çocuğun kişiliğini oturtmasına fayda sağlamaktadır. Örneğin; kaşıklama çalışmaları ile doğru kaşık tutma becerisini öğrenir
Matematik
“Çocuğa olan ilgimiz ‘ona bir şeyler öğretme’ hevesiyle değil, ama onun içinde yanan ve zeka denilen ışığın sürekli yanmasını hedefleyerek olmalıdır.”
Her çocukla matematik materyalleri ile çalışılmaya 4 yaşından itibaren başlanır. Bu yaşa kadar olan sürede sıralama, eşleştirme, gruplama, örüntü gibi işlemler yapılarak hazırbulunuşluk sağlanır. Piaget’in 0-2 yaş duyu motor dönemi, 3-6 yaş ise işlem öncesi dönem olarak adlandırılır. Matematik soyut bir kavram olduğundan okul öncesi yaş grubunda çocuklar matematik bilimine somut materyallerle başlar. Sayma, rakam tanıma, MEB planına uygun yazma, nesne-sayı eşleştirme, fazlasını bulma gibi başlangıç materyallerinde çocuğun bildiğinden bilmediğine doğru ilerlenir. Bunu işlemlerde her çocukla bireysel çalışılır ve kendi öğrenme hızına, kendi bilişsel düzeyine uygun olarak uzman öğretmenler tarafından planlama yapılır. MEB, Okul Öncesi Eğitim Programında, 48-60 aylık çocuklarda da 1’den 20’ye kadar sayma becerileri yer alır. Fakat ileri düzey matematik materyallerinde 48-60 aylık çocuklar ile somut olarak, materyallerle dört basamaklı sayıların miktarları, basamak değeri, sayılarla dört işlem çalışması yapılmaktadır. Toplama işleminin artma, çıkarma işleminin eksilme, çarpma işleminin toplamının kısa yolu olduğu (kere kavramı) ve bölme işleminin paylaştırma olduğu bilinçaltına işlenir. Çocuk bu işlemleri yaparken eliyle kavradığı materyalleri kullanır. Soyut işlemler dönemine (11 yaş ve üstü) geçtiği zamanlarda bu bilgiler bilinçaltından gün yüzüne çıkarak öğrenme kalıcılığı sağlanır. Sonuç olarak çocuğun karşılaştığı her bilgi yaş grubuna, gelişim dönemine uygun olarak anlatıldığında bilişsel sürecinde ilerleme, farkındalık, hazırbulunuşluk kazanır.
“Hayatın en önemli dönemi üniversite çalışmaları değil, doğumdan altı yaşa kadar olan süredir. Çünkü bu, bir çocuğun gelecekte olacağı yetişkini inşa ettiği dönemdir. Sadece zeka değil, insanın bütün mümkün becerileri bu dönemde oluşur. Hiçbir yaşta çocuk, zekice bir yardıma, bu dönemde olduğu kadar ihtiyaç duymaz.”
ve bunu transfer ederek bağımsız yemek yeme becerisini geliştirir. Dökme çalışmalarının günlük yaşama transferi sonucunda sürahiden kendi bardağına su dökebilir. Günlük yaşamda çok sık kullanılan fermuar, düğme, çıtçıt ve fiyonk çerçeveleri ile bu işlemlerin nasıl yapıldığını aşama aşama öğrenerek çocuk günlük yaşamında gereken işleri desteksiz yapabilecek konuma gelir.
Duyu
“Çocuğun eline koymadığınız şeyi aklına koyamazsınız.”
Diyen Maria Montessori çocuğun doğduğu andan itibaren yaşadığı çevreyi dokunma duyusundan faydalanarak tanıdığını savunur. Zaman geçtikçe buna tatma, işitme, görme ve koklama duyuları da eklenirken Montessori, bu duyuları hassaslaştırmak ve daha da kuvvetlendirmek için beş duyu alanına yönelik materyaller geliştirmiştir. Her bir duyu alanında beyinin farklı bölümlerine mesaj iletme göreviyle bağlantı kurarak sinapsler meydana gelir. Bu olay da çocuğun zihinsel gelişimine destek vermektedir. Duyu materyalleri stereognostik hafızadan yararlanarak çocuğun yaşadığı çevreyi deneyimleyerek öğrenmesini sağlar. Stereognostik hafıza dediğimiz kas hafızası bir durumu deneyim yolu ile öğrenmeyi sağlar. Bu deneyim/yaşantı yoluyla da kalıcı öğrenmeyi oluşturur. Öğrenilen deneyimin üzerinden zaman geçtiğinde, çocuğun unuttuğu bir durumla daha sonra yeniden karşılaştığında stereognostik hafıza devreye girerek yeniden hatırlanması daha kısa sürmektedir.
Kozmik
“Doğa hayatın öğretmenidir. Onun gittiği yolu izlemek gerekir.”
Montessori kozmik eğitim çalışmaları içerisinde evren, galaksiler, gezegenler, dünyamız, canlı türleri, hayvan ve bitki çeşitliliği ve insanı ele alır ve bunların arasındaki bağlantıyı gösterir. Çocuklar bu çalışmalar doğrultusunda doğadaki tüm varlıklara sevgi ve başkalarının duygu-düşüncelerine saygı duygusunu geliştirir. Kendisinden başka canlıların varlığını bilir ve canlı çeşitliliğini fark eder. Montessori’ye göre çocukta çevre bilinci aşılandığında; çocuk doğanın düzenini, güzelliğini ve uyumunu anlayarak bundan mutluluk duyar. Montessori kozmik eğitim çalışmalarında aktiviteler biyoloji ve coğrafya ana başlıklarında yapılır. Dünya haritasına dair çeşitli yapbozlar, yaşadığımız yerden evrene küçükten büyüğe sıralama, bitki ve hayvan kartları, böcek inceleme, hayvan besleme, bitki yetiştirme gibi alt etkinliklerden oluşur. Çocuklara sorumluluk duygusu da aşılanarak onların kişilik gelişimlerine katkı sağlanır.
“Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren üzerinde yaşadığımız dünyanın sadece bize ait olmadığını, dolayısıyla kaynakları kullanırken diğer canlılarla birlikte paylaştığımızı unutturmamalıyız. İnsanoğlu üzerinde yaşadığı gezegenin en akıllı canlısı olmanın sorumluluğunu unutmamalıdır.’’
Dil
Çocuk Dünya’ya geldiği an kurulu bir dilin içine doğar. Konuşmayı hiç bilmediği halde 2 yaşına kadar ilk zamanlar taklit yoluyla öğrendiği dil daha sonra anlamlı konuşmalara döner. Okul öncesi dönemde ise dil çalışmaları alıcı dil, ifade edici dil ile birlikte el becerilerinin geliştirilmesine de ağırlık verilir. Bu sebeple hazırlanmış resimli sözcük kartlarıyla çocuğa anadilinde kelime dağarcığı kazandırılırken diğer yandan günlük hayat ve duyu materyalleriyle yazma parmaklarını güçlendirme, el bileğini hareketlendirme çalışmalarına doğal fırsatlar tanınır. Montessori’ye göre çocuğa anadili öğretilmez, yeryüzünde yaşayan aşağı yukarı tüm çocuklarda kendiliğinden aynı zamanda gelişir. Bu gelişme doğrusal olmaktan çok birdenbire patlayan bir ilerleme şeklinde oluşur.
Lütfen her şeyi yapabilen sevgili çocukları dünyada ve insanlar arasında barış ve huzurun sağlanması için benimle birlikte eğitin.
Moria Montessori
Günlük Yaşam
Çocuklar anne, baba ya da kendilerinden büyük kardeşlerinin yaptıkları yararlı işlere hayranlık duyarlar. Onların ihtiyacı olan şey, işe yarayan çalışmalar yaparak çevrelerine uyum sağlamaktır. Günlük yaşam becerileri alıştırmalarıyla çocukların bu ihtiyaçları düzenlenir, yönlendirilir ve çevreye uyum ihtiyaçları tatmin edilir.
Günlük Yaşam Alanında hedeflenen alıştırmalar, çocuğun günlük yaşamında karşılaşabileceği tüm uğraşları içerir. Yani bu alıştırmalar sadece çocuğun kendi öz bakımına ait olmayıp, yaşadığı yakın çevresindeki canlı ve cansız varlıklarla olan tüm ilişkilerini de kapsar.
Çocuğun özgürlüğünden söz ederken başıboş bir yaşamı değil, yaşamın normal gelişimini engelleyebilecek engellerden özgürleştirilmesini hedefler.
Bir Montessori çalışması sırasında art arda gelen hareketlerin bu ısrarlı tekrarı çocukların kaslarını geliştirirken, bedensel koordinasyonlarını düzeltir, kendilerine güven duymalarını, kendilerinden emin olmalarını ve bağımsızlaşmalarını destekler.
Çocuklar bu tip çalışmalardaki tüm karmaşık hare ketlerin her bir ayrıntısını bilinçli bir şekilde yaptıkları için zihinsel gelişimleri de desteklenmiş olur. Montessori için hareket, bilincin inşasında önemli bir koşuldur.
Kendi başına yapabilmeye ulaşmanın koşulu, çocuğun içinde kendi yolunu bulabildiği “hazırlanmış bir çevrenin” varlığıdır. Bu çevre ancak çocuğun içinde kendi ihtiyaç duyduğu şeyleri kendi başına bulabildiği bir düzende olmalıdır. Bu, çocuğun ihtiyaç duyduklarını serbestçe seçebildiği ve ona zengin alıştırma imkânları sunan bir çevredir
Duyu
“Dünyanın kâşifleri olan duyular, bilginin yolunu açar. Duyulanı eğitmeye yönelik gereçlerimiz, çocuğa dünyadaki keşifleri için yol gösteren bir anahtar sunar, ona karanlıkta ya da eğitimsizken görebileceğinden daha ayrıntılı bir manzara sağlayan bir ışık verir.”
Maria Montessori
Duyuların eğitilmesi ve keskinleştirilmesi, algısal ve zihinsel gelişim için sağlam bir temel oluşturmaktadır. Zihin kendisini çevreyle temas ederek ve keşfederek oluşturur. Duyu materyalleri Maria Montessori’nin didaktik diye adlandırdığı öğretici ve geliştirici materyallerdir.
Duyu materyalleriyle çalışan çocuk, ellerini kullanma becerilerini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda dış uyaranlara karşı farkındalığı artar. Çocuğun günlük yaşam becerileri alıştırmaları ile geliştirdiği algısı, duyu materyalleriyle keskinleşip hassaslaşır. Böylece çocuk, dış dünyadaki ayrıntılarda bulunan küçücük farkları bile ayırt edebilir hâle gelecektir.
“Hazır bir zihin, iyi bir öğretmenden çok daha önemlidir.” Duyu organları çocuğun çevresi ile ilişki kurduğu organlardır ve tıpkı ellerin kavrama işlevini gördüğü gibi aklın gelişiminde temel rol oynarlar. Maria Montessori duyu organlarını zihnin “kavrama organları” diye adlandırır.
Zihnin temel işlevleri, duyuları geliştirici materyallerle uyarılır ve deneyim kazandırılarak öğretilir. Maria Montessori tüm duyu organları için materyaller geliştirmiştir.
Duyu eğitimi ve materyalleri şu şekilde özetlenebilir: Çocuğun zihinsel çalışmalarında ona yardımcı ve onu yönetici unsurlardır.
Çocuğun zihinsel yapısını kurar, iç düzenine yardımcı olur ve zihinsel gelişimini sağlar
Matematik
Montessori insanın dünyaya geldiği andan itibaren kavramları kavrama yeteneği olduğunu söyler ve çalışmalarında, zihnin bu bölümüne “matematiksel zihin” adını verir. Bu terimi, insan zihninin doğası gereği matematiksel olduğunu, bilgi ve ilerlemenin doğru gözlemler sayesinde edinildiğini söyleyen Fransız felsefeci, fizikçi ve matematikçi Pascal’dan aldığını açıklar. Pascal, insanların düşünüş itibarıyla “matematiksel bir zihne sahip olduklarını iddia etmekle birlikte değişmeyen olaylarla ilgili yapılan tahminlerin öğrenmeye ve gelişmeye neden olduklarını da söyler.
Çocuk emici zihin döneminde çoğu yetişkinin korkulu rüyası olan matematiği 3-6 yaş arasında uygun bir yöntemle öğrenebilir. Bu nedenle çocuğun bu konuda deneyim kazanabilmesi için ona olanak sağlanması şarttır. Bu deneyimlerden çocuğun hesap yapması değil, çocuğun soyutlaştırmayı, ölçmeyi, kıyaslamayı, mantıklı düşünmeyi öğrenmesi anlaşılmalıdır.
Dil
Montessori Eğitimi’nde dil gelişimi çalışmaları sözel bir dille birlikte çocuğun el becerilerinin de geliştirilmesine ağırlık verilerek yapılır. Bir yandan hazırlanmış resimli sözcük kartlarıyla çocuğa anadilinde yeni sözcükler kazandırılırken, diğer yandan günlük hayat ve duyu materyalleriyle yazma parmaklarını güçlendirme, el bileğini hareketlendirme çalışmalarına doğal fırsatlar tanınır.
Montessori’ye göre çocuğa anadili öğretilmez, yeryüzünde yaşayan aşağı yukarı tüm çocuklarda kendiliğinden aynı zamanda gelişir. Bu gelişme doğrusal olmaktan çok birdenbire patlayan bir ilerleme şeklindedir. Önceleri belirli sesler, sonra sözcükler ve en sonunda da gramer gelişir. Çocuk anadilinin özelliklerini çoğul- tekil, ön ek- son ek, fiil çekimleri vb. çevresinden emici zihin döneminin bir bağışı olarak emer. Bütün bunlar bilinçaltının derinliklerinde gerçekleşir.
Kozmik
Montessori kozmik eğitim çalışmaları içerisinde evren, galaksiler, gezegenler, dünyamız, canlı türleri, hayvan ve bitki çeşitliliği ve insanı ele alır ve bunların arasındaki bağlantıyı gösterir. Çocuklar bu çalışmalar doğrultusunda doğadaki tüm varlıklara sevgi ve başkalarının duygu-düşüncelerine saygı duygusunu geliştirir. Kendisinden başka canlıların varlığını bilir ve canlı çeşitliliğini fark eder.
Montessori’ye göre çocukta çevre bilinci aşılandığında; çocuk doğanın düzenini, güzelliğini ve uyumunu anlayarak bundan mutluluk duyar. Montessori kozmik eğitim çalışmalarında aktiviteler biyoloji ve coğrafya ana başlıklarında yapılır. Dünya haritasına dair çeşitli yapbozlar, yaşadığımız yerden evrene küçükten büyüğe sıralama, bitki ve hayvan kartları, böcek inceleme, hayvan besleme, bitki yetiştirme gibi alt etkinliklerden oluşur. Çocuklara sorumluluk duygusu da aşılanarak onların kişilik gelişimlerine katkı sağlanır.
“Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren üzerinde yaşadığımız dünyanın sadece bize ait olmadığını, dolayısıyla kaynakları kullanırken diğer canlılarla birlikte paylaştığımızı unutturmamalıyız. İnsanoğlu üzerinde yaşadığı gezegenin en akıllı canlısı olmanın sorumluluğunu unutmamalıdır.’’
Çember Saati
“Okul öncesi eğitimin asıl amacı, çocuğun doğal öğrenme tutkusunu canlandırmak olmalıdır.”
İşimiz öğretmek değil, çocuğun emici zihninin gelişimdeki rolüne yardımcı olmaktır.
Öğrencilerimizin kahvaltı sonrasında, tüm öğrenciler bir araya gelerek çember şeklinde oturup, günaydın şarkılarıyla selamlaştıkları, takvimi oluşturdukları güne başlama seansıdır.
Bu saatlerde öğretmenlerimiz günün konusu ile ilgili somut ve gerçek materyaller eşliğinde çeşitli bilgiler verir. Burada asıl amacımız çocuklara yaşam boyu karşılarına çıkacak her konunun bilgisini verip bilinçaltını eğitmektir.
Akran Eğitimi
Akran Eğitimi
Montessori felsefesinin en değerli unsurlarından biri, farklı yaş gruplarının bir arada bulunduğu sınıf ortamıdır. Çocuklar bu ortamda yalnızca öğretmenlerinden değil, birbirlerinden de öğrenirler.
Büyüteç Anaokulu’nda bizler, çocuğun en güçlü öğrenme aracının gözlem ve deneyim olduğuna inanırız. Küçük yaş grupları, büyük arkadaşlarını izleyerek yeni beceriler kazanır; büyükler ise küçüklerle ilgilenerek sabır, sorumluluk ve empati geliştirir. Böylece öğrenme tek yönlü değil, doğal bir paylaşım döngüsü hâline gelir.
Akran eğitimi sayesinde:
Çocuklar iş birliği ve paylaşmayı öğrenir.
Sosyal beceriler gelişir, özgüven artar.
Öğrenilen bilgiler pekiştirilir ve kalıcı hale gelir.
Her çocuk, hem öğrenen hem de öğreten rolünü deneyimler.
Biz biliyoruz ki; çocuklar birbirlerinden öğrenirken yalnızca bilgi kazanmazlar, aynı zamanda yaşamın en kıymetli değerlerini de içselleştirirler: saygı, sabır, sorumluluk ve birlikte büyüme.
Orman Pedagojisi
Montessori Temelli Orman Pedagojimiz
Büyüteç Anaokulu’nda orman pedagojisini, ayrı bir yaklaşım olarak değil; Montessori felsefesinin doğal bir uzantısı olarak ele alıyoruz. Çocuğun doğuştan gelen öğrenme isteğine, kendi hızına ve içsel motivasyonuna saygı duyan Montessori anlayışı, doğayla iç içe bir öğrenme ortamında en güçlü hâline ulaşır.
Doğa, bizim için bir “etkinlik alanı” değil; hazırlanmış çevrenin kendisidir. Ağaçlar, taşlar, toprak, su ve canlılar; Montessori materyallerinde olduğu gibi çocuğun duyularını harekete geçiren, keşfetmeye davet eden ve gerçek yaşamla bağ kurmasını sağlayan doğal öğrenme araçlarıdır.
Orman çalışmalarımızda çocuklar;
Kendi seçimleriyle öğrenir,
Bedeniyle deneyimleyerek keşfeder,
Risk almayı ve sınırlarını tanımayı öğrenir,
Sorumluluk üstlenir ve doğayla karşılıklı bir ilişki kurar.
Montessori’nin “özgürlük ve disiplin dengesi”, ormanda somutlaşır. Çocuk özgürdür; ancak doğaya, canlılara ve diğer bireylere karşı sorumluluk bilinciyle hareket eder. Hayvan bakımları, bahçe çalışmaları ve günlük doğa rutinleri; çocuğun yalnızca bilgi değil, yaşam becerisi kazanmasını sağlar.
Rehber öğretmenlerimiz, Montessori yaklaşımında olduğu gibi yönlendiren değil; gözlemleyen, eşlik eden ve doğru anda destek olan bir rol üstlenir. Çocuğun merakını bastırmak yerine derinleştirir, hazır olduğu anlarda öğrenmeyi görünür kılar.
Bizim için orman pedagojisi;
Doğayla temas etmek değil,
Doğanın bir parçası olmayı öğrenmektir.
Büyüteç Anaokulu’nda çocuklar, Montessori felsefesi ışığında doğada büyür; kendi ayakları üzerinde duran, düşünen, hisseden ve dünyayla bağ kurabilen bireyler olarak gelişir.
Çift Dilli Eğitim
Çift Dilli (Türkçe – İngilizce) Eğitim Yaklaşımımız
Büyüteç Anaokulu’nda İngilizce eğitimi, ayrı bir ders ya da ezbere dayalı bir öğretim alanı olarak değil; Montessori felsefesine uygun, doğal ve günlük yaşamın içinde gelişen bir dil deneyimi olarak ele alınır. Amacımız çocukların ikinci bir dili öğrenmesi değil, ikinci bir dili yaşayarak edinmesidir.
Çift dilli eğitim yaklaşımımızda Türkçe ve İngilizce, çocuğun günlük rutinleri, oyunları, bahçe çalışmaları ve öğrenme alanları içinde doğal olarak yer alır. Dil; komutlarla, şarkılarla veya tekrarlarla sınırlı kalmaz, anlamlı bağlamlar içinde kullanılır.
Montessori materyalleri ve somut öğrenme araçları, dil edinimini destekleyecek şekilde İngilizceyle bütünleştirilir. Çocuklar dokunarak, eşleştirerek, sınıflandırarak ve deneyimleyerek öğrenir; böylece dil, zihinsel ve duyusal gelişimle birlikte ilerler.
İngilizce çalışmalarımızda;
Günlük yaşam etkinlikleri,
Duyu ve dil alanı materyalleri,
Bahçe ve hayvan bakım rutinleri,
Oyun, hikâye ve şarkılar
çift dilli bir yaklaşımla sunulur. Öğretmenlerimiz, Montessori rehberliği doğrultusunda çocuğun hazırbulunuşluğunu gözlemler; dili dayatmadan, doğru zamanda ve doğru ortamda çocuğun karşısına çıkarır.
Bu yaklaşım sayesinde çocuklar İngilizceyi;
Doğal bir iletişim aracı olarak algılar,
Anlam kurarak öğrenir,
Özgüvenle kullanmaya başlar,
İki dil arasında sağlıklı bir bağ kurar.
Büyüteç Anaokulu’nda çift dilli eğitim, çocuğun bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimini destekleyen; yaşamın içinden, gerçek ve sürdürülebilir bir öğrenme sürecidir.
Yaratıcı Drama
Büyüteç Anaokulu’nda yaratıcı drama, bireysel yorumlara ya da anlık tercihlere bırakılmış bir uygulama değildir. Tüm öğretmenlerimiz yaratıcı drama alanında eğitim almış olup, eğitimsiz hiçbir uygulamaya başlanmaz. Bu ilke, eğitim anlayışımızın temelini oluşturur.
Yaratıcı drama, programımızda ayrı bir ders olarak değil; tüm öğrenme sürecine yayılan bilinçli, planlı ve pedagojik bir yöntem olarak yer alır. Her konu için yapılandırılmış, hedefleri belirlenmiş drama oyunlarının yer aldığı bir plan doğrultusunda ilerlenir. Bu plan, çocukların gelişim özellikleri ve Montessori felsefesi gözetilerek uygulanır.
Bununla birlikte öğretmenlerimizin bu alandaki donanımı sayesinde, gün içinde doğal olarak gelişen bir durum, bir soru ya da bir ihtiyaç anında bir yaratıcı drama oyununa dönüştürülebilir. Böylece öğrenme yalnızca planlanan anlarla sınırlı kalmaz; yaşamın içinden doğan gerçek deneyimlerle zenginleşir.
Yaratıcı drama yöntemini kullanırken;
Rol alma, canlandırma ve oyun,
Bedensel ifade ve hareket,
Hikâye oluşturma,
Grup etkileşimi ve doğaçlama
bilinçli bir pedagojik çerçeve içinde ele alınır. Amaç bir gösteri ortaya koymak değil; çocuğun düşünmesini, hissetmesini, ifade etmesini ve öğrenmeyi içselleştirmesini sağlamaktır.
Bu yaklaşım sayesinde çocuklar;
Öğrenme sürecine aktif olarak katılır,
Kendini ifade etme ve iletişim becerilerini geliştirir,
Sosyal farkındalık ve empati kazanır,
Yaşadığı deneyimi anlamlandırarak öğrenir.
Büyüteç Anaokulu’nda yaratıcı drama, eğitimli ellerde, planlı bir altyapıyla ve yaşamın her anına entegre edilen güçlü bir öğrenme yöntemidir.
Orff & Ritim
Büyüteç Anaokulu’nda Orff ve ritim çalışmaları, belirli bir saatle sınırlı ayrı bir ders olarak ele alınmaz. Eğitim programımızın tamamına yayılan, öğrenmeyi destekleyen temel yöntemlerden biridir. Tüm öğretmenlerimiz Orff, ritim ve beden perküsyonu alanlarında eğitimlidir; uygulamalar bilinçli ve pedagojik bir altyapıyla yürütülür.
Ritim aletleri, beden perküsyonu, hareket ve oyun; günün doğal akışı içinde öğrenme süreçlerine dahil edilir. İşlenen konuya göre Orff ve ritim çalışmaları, yaratıcı drama ve oyun temelli öğrenme ile bütünleştirilir.
Örneğin çember saatinde sonbahar konusu ele alınıyorsa;
Doğanın ritmi beden perküsyonu ile keşfedilir,
Yaprak sesleri ritim aletleriyle canlandırılır,
Hareket, ritim ve rol alma çalışmalarıyla konu drama yoluyla derinleştirilir.
Böylece çocuklar bir konuyu yalnızca konuşarak değil; dinleyerek, hareket ederek, ritim tutarak ve oynayarak öğrenir.
Orff yaklaşımını kullanırken amaç, müzik öğretmekten çok; ritim duygusunu, bedensel farkındalığı, grup uyumunu ve ifade becerilerini geliştirmektir. Süreç performansa değil, deneyime odaklanır.
Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde çocuklar;
Dikkat ve odaklanma becerilerini geliştirir,
Bedeniyle öğrenmeyi deneyimler,
Grup içinde uyum ve iş birliği kurar,
Öğrenilen konuyu çok yönlü olarak içselleştirir.
Büyüteç Anaokulu’nda Orff, ritim ve yaratıcı drama; birbirinden bağımsız alanlar değil, öğrenmeyi derinleştiren ve yaşamın içine taşıyan güçlü yöntemlerdir. Programımız, çocuğun bütünsel gelişimini destekleyecek şekilde bu yaklaşımları doğal ve planlı bir bütünlük içinde sunar.
Enstrüman Eğitimi
Büyüteç Anaokulu’nda enstrüman eğitimi, erken yaşta performans hedefleyen bir öğretim anlayışıyla değil; çocuğun hazırbulunuşluğu, ilgisi ve gelişim düzeyi gözetilerek planlanır. Montessori felsefesine uygun olarak çocuk, enstrümanla tanıştırılmadan önce bedensel farkındalık, ritim duygusu ve müzikle doğal bir ilişki kurar.
Bu doğrultuda enstrüman eğitimine, hazır olan çocuklar için piyano ile başlanmıştır. Piyano; görsel, işitsel ve dokunsal öğrenmeyi bir araya getirmesi, ses–hareket ilişkisini somutlaştırması ve çocuğun müziği yapılandırarak deneyimlemesine imkân tanıması nedeniyle başlangıç enstrümanı olarak tercih edilmiştir.
Enstrüman çalışmaları;
Orff ve ritim çalışmaları,
Beden perküsyonu,
Yaratıcı drama ve oyun,
Günlük öğrenme akışı
ile bütünleşik şekilde ele alınır. Çocuk, müziği yalnızca bir enstrüman üzerinden değil; bedeni, ritmi ve hareketiyle birlikte öğrenir.
Enstrüman eğitimi bireysel hızlara saygı duyan bir yaklaşımla ilerler. Amaç kısa sürede bir sonuç almak değil; çocuğun müzikle sağlıklı, sürdürülebilir ve keyifli bir bağ kurmasını sağlamaktır. Zaman içinde çocukların gelişim ve ilgilerine göre farklı enstrümanlarla tanışmaları planlanmaktadır.
Bu yaklaşım sayesinde çocuklar;
Dikkat ve odaklanma becerilerini geliştirir,
El–göz koordinasyonu kazanır,
İşitsel farkındalık ve ritim duygusu geliştirir,
Müziği bir ifade ve keşif alanı olarak deneyimler.
Büyüteç Anaokulu’nda enstrüman eğitimi, bütünleşik eğitim modelimizin doğal bir parçası olarak; çocuğun gelişimini destekleyen, acele ettirmeyen ve süreci merkeze alan bir anlayışla uygulanır.
Değerler Eğitimi
(Seçmeli)
Değerler eğitimi sağlıklı düşünen, hisseden ve davranan bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ve vazgeçilmez bir eğitimdir. Değerler eğitiminin amacı, çocuğun doğuştan getirdiği en iyi tarafı ortaya çıkarmak; kişiliğinin her yönüyle gelişmesini sağlamak; insani mükemmelliğe ulaşmasına yardımcı olmak; bireyi ve toplumu kötü ahlaktan korumak ve kurtarmak, bunun yanında iyi ahlakla donatmak ve devamını sağlamaktır.
Yaz Okulu
Yaz Okulu
1. Dönem
- 1 Temmuz - 19 Temmuz
2. Dönem
- 22 Temmuz - 9 Agustos
3. Dönem
- 12 Ağustos - 30 Ağustos
Okul Dışı Etkinlikler
- Yüzme
- At Binme
- Orman Pedagojisi
- Alan Gezileri
Okul İçi Etkinlikler
- İngilizce
- Türkçe Dil Atölyesi
- Yaratıcı Drama
- Jimnastik
- Zumba
- Sanat Atölyesi
- Mutfak Atölyesi
- Orff ve Ritim Atölyesi
- Fen ve Doğa Atölyesi
- Dokuma Atölyesi
- Duyu Atölyesi
- Bahçe ve Su Oyunları
Yaz Okulu ihtiyaç Listesi
Bütün materyalin üzerine öğrencinin ismi yazılmış şekilde;
- Güneş Kremi
- Vazelin (Ormanda sinek ve böcekleri uzak tutmak için)
- Şapka
- Güneş gözlüğü (İhtiyaç hasıl ise)
- İnce yağmurluk
- Okul ayakkabısı (rahat bir ayakkabı olmasına dikkat edelim, terlik uygun değildir)
- Su matarası
- İç ve dış yedek kıyafet (3 takım-1 takımı ince ve uzun body ve uzun pantolon. Uzun olması ormanda kullanıma uygun olacağından tercih edilmektedir.)
- Çanta (Çanta çocuğun kişisel eşyalarının tam sığacağı büyüklükte olmalıdır)
- Sıcak havalarda saçları toplamak için toka ve saç lastiği.
Yüzme Dersleri İhtiyaç Listesi
- Bone
- Terlik
- Havlu
- Mayo
- Tarak
- İç ve Dış Kıyafet ( Yedek )
- Şampuan